İnsanlara sürekli söylediğim bir şey var:Genç Werther'in Acıları'nı okumalısınız!” –Franz Kafka. Goethe'nin 1772'de günlük formatında kaleme aldığı ve 1774'te yayımlanan ilk romanıGenç Werther'in Acıları, romantizm akımını etkileyen Alman edebiyatındaki “fırtına ve coşku” hareketinin en önemli eserlerinden biridir ve yayımlandığı gibi Goethe'yi
GençWerther'in Acıları - Ebook written by Johann Wolfgang Von Goethe. Read this book using Google Play Books app on your PC, android, iOS devices. Download for offline reading, highlight, bookmark or take notes while you read Genç Werther'in Acıları.
PsikanalitikBir Çözümleme: Goethe’nin Genç Werther’in Acıları Romanı The Key Sanal Gerçeklik Deneyimi Üzerine Bir Analiz; Avrupa’nın Geleceği
4W0b. ELE ALINAN KİTAPLARGenç Werther’in Acıları J. Wolfgang Goethe, Eroin Güncesi Kanat Güner.BİÇİMSEL ORTAKLIK VE OKUR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİWerther mektup biçiminde Eroin Güncesi günce olarak yazılmıştır. Mektup ya da günce türünün kullanılması anlatıcının, doğrudan kahramanla özdeşleşmesine ve içeriden seslenebilmesine olanak türler özellikle ruhsal sorunların paylaşımı açısından öncelikle kullanılan metin türleri olarak ya da genç sorunlarının paylaşıldığı metinler anlatımın eklektik olması dolayısıyla çünkü ben anlatımlı mektup ya da günce olarak okura yansıtılır ki okur metinle iletişim kurduğunda sorun DÖNEM VE ANLAYIŞLARWerther 18. yüzyıl metnidir ve döneminin tüm sosyolojik ve ahlaki değerlerini yansıtmaktadır. Goethe, bu romanı 25 yaşındayken yazmış ve kitabın piyasaya çıkmasının ardından gençler arasında intihar vakalarının artmasının yanı sıra, Werther gibi giyinme bir moda salgını olarak ortaya kıyafeti mavi ceket, sarı pantolon giyenlerin aynı duygulu dünyayı paylaştığını gösteren bir imge olarak kabul Güncesi özellikle 80 ve 90 lı yılları anlatır ve bu dönemde aile içi ve sosyal çevre açısından yaşanan sorunları ve ahlaki çöküşleri dönemin keskin bir sorunu olan yalnızlığı ve tanımsızlığı görünür hale büyük şehirden kaçıp doğayla uyum içinde yaşayacağı küçük bir yere yerleşir. Bu onun kentleşmeden kaçışıdır ve aynı zamanda yaşanmakta olan sürece bir görür görmez etkilenir; ancak bir engel vardır önünde Lotte nişanlıdır ve nişanlısına sadıktır. Bu nedenle Werther aşkını kalbine gömer. Dahası Lotte’nin nişanlısıyla tanıştığında onun çok iyi bir insan olduğunu görür ve aşk aynı zamanda Ahlaki bir hesaplaşmaya dönüşür. Bu hesaplaşma ölmeye karar vermekle ise kendini anlattığı güncesinde çocukluğunu, bu süreçteki yalnızlığını ergenliğe geçtiğinde onu kuşatan kurallar, geleneklerden oluşan değerleri, bunların yapmacıklığını ve ergenlikteki çıkmazları, hüznü ve bunların onda yarattığı tahribatı, bu tahribatın bedensel ve ruhsal çöküntülerini, sonunda yaşamla olan bağın tümden kopuşunu içeriden bir tanıklıkla ve ait olduğu alt kültür diliyle dönemsel olarak bakıldığında bütünüyle romantik dönemin çaresiz başkaldırısını yansıtan bir metin olarak duruyor kendi toplumunda ciddi tepkiler alan bu yapıt gençleri intihara sürüklediği iddia edilerek bir dönem yasaklanmış aslında toplumu naif biçimde sorgulaması açısından öncü bir gençlik metni olarak yazın dizgesinde yerini Güncesi bir alt kültür metnidir ve dili, kurgusu, değinileri, sertliği ve anlatım açısından denetimsizliğiyle “yer altı edebiyatı” kategorisinde ele alınması gerekir. Metnin, gençlik zaman zaman ergenlik sorunlarına içeriden değinmesi ve hesaplaşması açısından da gençlik edebiyatının bir ürünü olarak tanımlanması alınan iki metnin yazıldığı dönemlere bakıldığında toplumsal dönüşümlerin keskin biçimde yaşandığı dönemleri yansıtmakta dönemler ayrıntısıyla metinde yer almasa da metnin kahramanının psikolojik durumu, kaygıları, tepkileri dolaylı bir tanıklık olarak ortaya 18. yüzyıl yansırken Günce’de 80 Darbesi ve sonrasında ortaya çıkan tüketim toplumun yarattığı ahlaki çöküntünün bireyler üzerindeki sarsıcı etkiyi ve onların kimlik ve kişiliklerindeki parçalanmayı acımasız bir dille sorunların gençlik edebiyatında kendi gerçekliği içinde yer bulması mümkün mü diye örnekler bu edebiyat alanının gelenekselliğinden kurtulduğu ve bağımsız bir alan olarak tartışıldığı anlamına da gelmiyor yazık gerçeğine baktığımızda çocukların hangi yaşta olurlarsa olsunlar ebeveynlerin ve sistemin nesnesi olduğunu görüyoruz ve bu edebiyata çok net gelişmekte olan bir toplum yapısında -süreç içinde doğal görünen ama aşılması gereken - çocukları üzerinden gerçekleştirdikleri narsisizmlerinden vazgeçmiyor. Eğitim sistemi ise bu sorunu görmezden intiharında, ebevenynlerden başlayarak, toplum, kendisini o denli masum sayıyor ki… Tüm suç ergene yükleniyor ve yasaklar başlıyor. Oysa hiçbir kesim bu konuda masum değil.
İntihar edenlerin çoğu, yarı yolda kalmış öldürmeyi göze alamadıkları için kendilerini öldürürler. İhtisasını ölüm ve çeşitleri üzerine yapmış biri olmak bana da yetmemişti ilk gençliğimde. Belki de bu yüzden silinmez kötü bir hatıra gibi işte tam da şuracığımda, sol mememin altında bir kurşun yarası durur; aradığı rengi bulamamış huzursuz, mutsuz bir ressamın fırça darbesi ya da Nietzsche'nin aklını başından bir anda alan kırbaçlanışı gibi bir atın... Yaraların kardeş olduğuna en çok da bu yüzden inanırım. Konuşma dili ile akademik dili harmanlayabiliyor olmam da bundan dolayıdır sanırım. Bu nedenle bazı kitapları değerlendirirken kiminde dilin kullanım biçimi benim için daha önemliyken, kiminde mesele dilden çok daha önemlidir. Çünkü kullanılan dile 'anlaşılacak' biçimi veren o dil ile ifade edilen meselenin kendisidir. Ölümün kendi doğal akışına karşı bir eylem ve onun bir çeşidi olan öz kıyım ya da intihar üzerine doğrusu konuşmaktan ve sözler etmekten -bir etki alanı yaratmaktan- çok korkan biri olmama rağmen, bir yanımla hâlâ çok önemsediğim ve kapılmamak için buna kendini avutmaya çalışan biri olduğumu da ifade etmeliyim. Fakat şu da ayrıca bir gerçek ki, insan kendini kaçtığı şeyin dizleri dibinde buluyor hep. Benim için de bir olgu ya da eylem olarak intihar tam olarak bu. Çünkü ben de kaçtığım şeylerin dizleri dibinde buldum hep kendimi. Fakat insanın yaşamını sürdürmeye devam etmesi, başkalarının kendisine bağlı yaşamlarını sürdürebilmesi zorunluluğu ile ilgili. Yani kişi kendini öldürmüyor buna kalkıştığında, başkalarını yok ediyor kendini yok ettiğinde ve bunu yaparken herkes bunun gerçekten de bilincinde. Hep söylerim, derinlik öldürmesin! Her zaman da tekrar edeceğim. Fakat intihar her anlamda derinlikle ilgili ciddi bir sorundur. Öldürebilir! Sadece tıbbi alanla ilgili bir sorun da değil. Felsefe, biyoloji, psikoloji, sosyoloji ve tabii edebi açıdan da önemli yansımaları olan bir sorun. Hayatın saçma olduğunu ve intihar etmenin erdemliliğini kimi zaman ileriye süren filozoflar, aynı zamanda intiharların saçmalığa katkıda bulunacağını ve bu yüzden intihar ve benzeri davranışlardan kaçınılması gerektiğini söylemişlerdir çoğu zaman, kendileriyle çeliştiklerini bile bile. Psikolojik açıdan depresyona uğrayan bazı insanlar çelişkilerinin, acılarının, çıkmazlarının çaresini intihara sürüklenmede ararlar. Kişinin kendini öldürmesi toplumdaki diğer insanları da etkileyerek, toplumun düzenini bozduğu için sosyolojik bir sorundur aslında. Bunun dışında dini ya da siyasal hiçbir otorite tarafından pek de önemli bir şey olmadığı kesin. Dante, 14. yüzyılda kaleme aldığı İlâhi Komedya adlı eserinde intiharın, Hıristiyan inancından dolayı bağışlanamaz bir günah olduğunu ileri sürüyordu bu nedenle. Dedim ya, hiçbir otorite kölelerini ve vergi mükelleflerini kaybetmek istemez. Bunun dışında herhangi birinin kendini öldürmesi bir fırtına ya da infial yaratmıyorsa, kimsenin ölümü kimsenin umurunda değil demektir. Son zamanlarda intiharın yaygınlaşmasının nedenleri arasında intiharın bir seçenek olarak daha fazla kabul görmesi önemli bir etken... Toplumla bu kadar yakın ilişkisi olan, insanı bu kadar hayrete düşüren intihar denilen olaydan, sanatın ve özellikle edebiyatın uzak kalması da elbette mümkün değil. Cioran, Bernhard ve benim gibiler ölüm ve çeşitlerinden ilham ve cesaret alırlar. Oysa bazılarımız hiç de bu kadar şanslı değildi. Nilgün Marmara, Kaan İnce, Pavese ve Plath ve diğerleri gibi. Bugün hâlâ ölmeyi düşünen pek çoğu genç insanlar tanıdım. Onları dinlerken ciğerlerimin dağlandığını duyumsadım. Ve onlar için Genç Werther'in Acıların'ı kaleme alan Goethe'den ve ölme isteğinden biraz söz etmek istedim. İnsanoğlu sonsuz hayatla ödüllendirilmiş ya da cezalandırılmış olsaydı, elbette kendisini öldürmeye hakkının olduğunu ben de ısrarla iddia edebilir ve savunurdum. Fakat bu mümkün değil. Zaten çok kısa olan bu yaşamı yarıda bırakmamalı. Bütün sorunlar bir anda çözülebilir, belki sadece aşk acısı biraz daha uzun sürebilir. Çünkü bence de aşk acısı Tanrı'nın da bilmediği bir şeydir. Goethe'de ilk gençlik yıllarında dilden ileri bir durumla karşı karşıya kalmış ve meselesinin dili kullanma biçiminin önüne geçmesine engel olamamıştır. Ruhunu arayan bir ruh haliyle alman Edebiyatı'nda bir çığır açan Genç Werther'in Acıları ile modern Alman romanının öncüsü olmakla birlikte 18. yüzyılda bu kitabı yayımladığı andan itibaren bütün Avrupa dâhil bir intihar salgını başlatmıştır. Tetikleyici bir kitap olarak; bu salgın bir anda bir intihar fırtınasına dönüştü ve tüm dünyada etkisini Werther Modası yaratarak, çoğunluğunun erkek olduğu birçok genç insanın intiharına neden olmuştur. Goethe'nin otobiyografik etkenlere dayalı kaleme aldığı bu kitap elbette ki, kendisi hakkında bir gerçek kesiti ele vererek de bu etkiyi yaratmıştı şüphesiz. Bu etki o kadar etkindi ki, Avrupa başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde birçok genç insan, kitabın kahramanı Genç Werther gibi çizme, mavi ceket ve sarı yelek giyerek intihar ediyordu. Sanki bu kitabı arkalarında kendilerinden bir mektupmuş gibi işaret ederek bırakıyorlardı. Gençlik yıllarında yakın arkadaşı Kestner'in nişanlısı Charlotte'ye körkütük âşık olan Goethe, bu umutsuz aşkın etkisiyle intiharı düşünmüş ve sevgilisine şöyle bir veda mektubu yazmıştır Artık kararımı verdim Lotte! Ölmek istiyorum ve bu mektubu seni son kez olarak göreceğim günün sabahında yazıyorum. Bu satırları okuduğunda, seni seven o huzursuz ve bahtsız insandan geriye kalan cansız bedenimi, kara toprağın serinliği örtüyor olacak… Ve aradan geçen elli dört yıl sonra Goethe, tesadüfen karşılaştığı gençlik aşkını yaşlı bir cadaloz olarak gördüğünde, kendi kendine çok hayıflanmıştır. Fakat uzun yıllar neden olduğu intiharlar nedeniyle yasaklanan kitap ancak 1800'lerde tekrar yayımlanma özgürlüğüne kavuştuğunda yeniden yayımlanan o ilk baskıya şu ön sözü yazmıştır Bir erkek ol ve benim ayak izlerimi takip etme! Goethe'nin bu ikazı yeni intiharları kısmen de olsa önlemeye yetmişti. Fakat kendini öldürmeyi seçen biri için bir tetikleyici aynı zamanda engelleyici de olamaz. O romantik karanlık çağın bugün reel karanlık çağ olduğunu da göz önüne alırsak, yükselen hayat standartlarına, Epikürcü bütün haz arayışlarının tatminine rağmen ölüm haşmetiyle aramızda gezmeye devam edecek ve her intihar olayı sıradan bir olay sayılana kadar da durmayacak. Dostoyevski'nin "Ecinniler" adlı romanda, romanın kahramanı Kirilov, kendini vurarak, intihar etmeden önce şöyle haykırır Ben böylece, kendi irademin üstünlüğünü ilan ediyorum! Böylece 18. yüzyıl sona erip 19. yüzyıl başladığında Genç Werther'in Acıları adlı kitabın neden olduğu intiharlar da aslında durmamış, boyut değiştirmiş ve İntihar, dâhilerin ödemesi gereken pek çok bedelden biridir düşüncesinin Avrupa'dan başlayarak dünyaya yayılmasına neden olmuştur. Nitekim Van Gogh, Jack London, Ernest Hemingway, Virginia Wolf, Stefan Zweig, Çaykowski, Mayakovski gibi kendi alanlarının büyük dâhileri de bu düşüncenin izmleri doğrultusunda intihar yolunu seçmişlerdir. Sanatçı hassasiyetinin, yanı sıra aşırı duyarlılığın kurbanı olan Virginia Woolf kendini boğmuş, Hemingway kendini bir av tüfeğiyle vurmuştur. Gerard de Nerval ve Dalida da yine kendilerini öldürmüşlerdir. Zweig de, karısıyla birlikte kendini ölümün soğuk kollarına bırakmıştır. Hayatlarının son dönemlerinde ölümün kıyısında gezen bu yetenekli insanları, açık denizlere ya da uçurumlara çeken manevi bir çöküntüydü belki de kendi içlerinde. Oysa felsefi buhrandan, maddi problemlere ve hatta aşk acısına kadar insanı ölüme sürükleyen temelde asla apaçık bir şekilde bilinemeyecek olan varoluş olacaktır. Görmenin ağırlığı, bilmenin mutsuzluğu ve yaşamanın insanda bıraktığı bir başınalık duygusu yüzünden bazı kitaplar tetikleyici olarak okunmaya hep devam edecektir.
Büyük Alman yazar Goethe’nin mektup türünden kaleme aldığı kitapta, aşkına karşılık bulamayan genç Werther’in ıstıraplarını dile getiriyor. Dünya edebiyatının dâhilerinden sayılan Johann Wolfgang von Goethe’nin yayımlandığında derin yankılara neden olan eseri Genç Werther’in Acıları, dramatik satırlarla dolu önemli bir edebi metindir. Duygu coşkunluğunu ustalıkla kaleminin ucuna getiren Goethe, devrin gençleri arasında adeta fırtına estirmiştir. Genç Werther'in Acıları eseriyle evrenselliği yakalayan yazar, çoşkunluk akımı denilen yeni bir çağı da başlatan isim oldu. Oyunlarında ve diğer eserlerinde mistik ögeleri bolca kullananan Goethe, diğer sosyal bilimlerden de faydalanarak hepsini bir arada yoğurmuştur. Genç Werther'in Acıları, büyük edebiyatçının kaleme aldığı ilk romanıdır. Yazar kitabını şöyle anlatır "Zavallı Werther'in hikâyesi hakkında bulabildiğim her şeyi itinayla bir araya getirdim ve işte önünüze koyuyorum ve biliyorum bunun için bana teşekkür edeceksiniz." KİTAPLA GELEN İNTİHARLAR... Goethe’nin hayatından esinlenerek yazdığı kitap, 1774 yılında yazıldı. Goethe, Genç Werther’in Acıları’nı yazarken 25 yaşındaydı. Kitap yayımlandığında Almanya’da intihar vakalarında gözle görülür artışın olması, romanın öneminden ileri gelmektedir. Büyük Fransız komutan Napolyon Bonapart 'ın en az sekiz defa Genç Werther'in Acıları'nı okuduğunu belirtmiş olalım. Almanya’nın sokaklarını, caddelerini renkli kıyafetler giyen duygu yüklü gençlerle dolup taşmıştır. Goethe’nin psikolojik, sosyolojik, kültürel, sosyal ve siyasal ögelerle harmanladığı eseri, ölümsüz klasikler arasında yerini almıştır. Yazar, Frankfurt’da 1749′da soylu bir ailede dünyaya geldi. Eğitimli anne babası sayesinde küçük yaşta okumaya başladı. Latince, Fransızca ve Yunanca dillerini öğrendi. Goethe denilince okurların aklına “Faust” kitabı gelmesi, yazarın adıyla özdeşleşmiştir. Şeytanla anlaşma sağlayan bireyin, Tanrı ve Şeytan arasında sınamaya tabi tutulan sarsıcı eser. Son zamanlarda hasta olmasına rağmen yılmadan, usanmadan yazmayı sürdürdü. Tarihler 22 Mart 1832'i gösterdiğinde kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Goethe'nin dudaklarından dökülen son sözler ise "Daha fazla ışık" olmuştur. “WERTHER SALGINI” Kitap, genç hukuk öğrencisi Werther’in, nişanlı olan güzel kadın Lotte’ye duyduğu tarifsiz aşkı konu ediniyor. Lotte’ye kopmaz bağlarla bağlı olan Werther, güzel kadınla dostluk kurmuştur ve mümkün olduğunca kendisiyle vakit geçirmektedir. O dönem en çok konuşulan konu olan roman, Almanya Edebiyatı için mihenk taşı olmuştur. Dünya edebiyatı için de önemli bir yere sahip olan eser, Goethe’nin usta kaleminin ölümsüz eseridir. Almanya’da “Werther salgını” olarak başlayan akım, özellikle gençler arasında büyük buhranlara sebep olmuş, bulaşıcı hastalık gibi intiharlar baş göstermiştir. WILHELM SCHILLER VE WERTHER’İN MEKTUPLAŞMALARI Werther’in arkadaşı olan Schiller ile mektuplaşmaları edebiyatta mektup türünün önemli ayağını oluşturur. Sevdiği kadının nişanlı olması, Werther'in her geçen gün artan acıları, ıstırapları kendisini içinden çıkılmaz buhranlara sevk eder. Yazarın etik değerler çerçevesinde yazdığı roman, aşkın ve sevginin ahlak boyutunu da sayfalarında yer verir. Önemli aşk romanlarından sayılan Genç Werther’in Acıları, ünlü Fransız aydınlanmacı yazar "Julie” adlı eserinden esinlenerek yazılması da kitabın bir diğer özelliği. Psikolojik roman türünde olan kitap, içinde barındırdığı duygu yüklü mesajlarla okurların beğendiği klasiklerin başında gelmektedir. Lotte ve Werther arasındaki duygusal ilişki aynı zamanda sınıf çatışmasının fotoğrafıdır. Lotte’nin aristokrat bir aileye mensup olması yasak aşkı iyice imkânsızlaştırmıştır. Güzel Lotte’nin nişanlısı Albert ile arkadaş olan Werther’in kabarık duyguları onu intihara kadar sürükleyecektir. Lotte, mensubu olduğu sınıf ve aile gereği nişanlısıyla evlenmek zorunda kalır. “ELVEDA LOTTE ELVEDA” En iyi aşk romanları arasında gösterilen Genç Werther’in Acıları, Goethe’ye önemli ivme kazandırmıştır. Werther’in yaşadığı psikolojik sorunlara ve karşılıksız aşka daha fazla dayanamayarak arkadaşı Schiller’e son bir mektup yazmadan önce ölümü çoktan kafasına koymuştur. Genç Werther, silahını temizler namluyu acılarla dolu göğsüne dayar. Tereddütsüz bir şekilde tetiğe basar. Kanlar içinde yere yığılır. Uşağı mektubu postaya verip gelene kadar ölmüştü acılı Werther. Geriye son mektubunun son satırlarında oluşan “Elveda Lotte elveda” sözleri kalır. Doğu Batı Yayınları'ndan Gülperi Sert'in harika çevirisiyle... Yazar Johann Wolfgang von Goethe Yayınevi Doğu Batı Yayınları Çeviren Gülperi Sert Türü Roman, mektup Baskı yılı 2013 Syf 148 Kitabı satın almak için linki tıklayın İdefix Kitap sayfası için iletişim
Giriş Tarihi 0048 Son Güncelleme 0048 ABONE OL ATV ekranlarının en sevilen yarışma programlarından Müge Anlı ile Güven Bana tüm hızıyla devam ediyor. Efsanevi yarışma Güven Bana’nın bu akşamki programından ''Genç Werther'in Acıları'' adlı roman Goethe tarafından ilk olarak hangi dilde yazılmıştır? sorusu gündeme oturdu. İşte ''Genç Werther'in Acıları'' adlı roman Goethe tarafından ilk olarak hangi dilde yazılmıştır? sorusunun cevabı… ''Genç Werther'in Acıları'' adlı roman Goethe tarafından ilk olarak hangi dilde yazılmıştır? A- Fransızca B- İtalyanca C- Felemenkçe D- Almanca CEVAP
Olağan dışı erişim tespit ettik... Cihazınızdan ya da bağlı olduğunuz ağdan sitemize olağan dışı otomatik erişim yapılmaya çalışıldığını görüyoruz. Şu anda talebinizi gerçekleştiremiyoruz, kısa bir süre sonra tekrar deneyebilirsiniz. Destek koduCFVHWDC6-0811 × Talebiniz başarıyla iletilmiş olup incelemeye alınmıştır. Hata Bildir İşleminizi gerçekleştiremedik. Lütfen tekrar deneyiniz. Kişisel verilerin korunması hakkında detayli bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
genç werther in acıları analiz